Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde görev yapan işçiler arasında son dönemde en çok konuşulan konulardan biri, yetkili sendikaların sahadaki sorunlar karşısındaki tutumu oldu. İşçiler artık sadece ekonomik ve sosyal hak kayıpları değil, temsil edilmediklerini düşündükleri bir sendikal anlayışı da sorguluyor.
Çünkü sahada büyüyen sorunlara rağmen birçok işçi aynı cümleyi kuruyor:
“Ortada sorun çok, sendika yok.”
Fazla mesai konusu bunun en dikkat çekici örneklerinden biri. İş Kanunu’nda açık hükümler bulunmasına, toplu iş sözleşmelerinde fazla çalışma ücretleri düzenlenmesine rağmen birçok işçi kuruluş müdürünün insiyatifi veya bakanlığın ödenek göndermemesi sebebiyle fazla mesai ödemelerini alamadığını ifade ediyor. Özellikle nöbet ve vardiya usulü çalışan personeller, fiilen yaptıkları çalışmaların eksik yansıtıldığını savunuyor. Buna rağmen yetkili sendikalardan güçlü mücadele ya da kitlesel bir tepki görülmemesi işçilerde ciddi hayal kırıklığı oluşturuyor.
Gece vardiyası konusu ise başka bir tartışma alanı:
Gece çalışmasının yıpratıcılığı herkes tarafından kabul edilirken, bazı kurumlarda gece ücretlerinden çeşitli kesintiler yapıldığı yönündeki iddialar uzun süredir konuşuluyor. İşçiler, gece çalışmasının teşvik edilmesi gerekirken adeta cezalandırıldığını düşünüyor. Ancak bu konuda da sahada etkili bir sendikal refleks oluşmaması dikkat çekiyor. Gece çalışmasında genelde 10 saat üzerinden hesaplanan “Gece Çalışma Ücreti” bazı yerlerde istirahat kesintisine kurban edilip 8 saate kadar düşürülüyor.
Bir diğer önemli sorun ise eksik saat ve eksik nöbet döngüleri:
Birçok çalışan, vardiya sistemlerinin personeli rahatlatmak yerine baskı aracına dönüştüğünü ifade ediyor. Sürekli değişen çalışma düzenleri, düzensiz vardiyalar ve eksik nöbet planlamaları çalışanların hem aile düzenini hem psikolojisini etkiliyor. İşçiler, puantaj ve vardiya uygulamalarının bazı kurumlarda adeta mobbing mekanizmasına dönüştüğünü savunuyor.
Mobbing iddiaları ise artık kurum koridorlarında fısıltıyla konuşulan konular olmaktan çıktı:
Görev dağılımlarından vardiya yazımlarına, izin süreçlerinden idari uygulamalara kadar birçok konuda çalışanların baskı hissettiği yönünde yoğun şikâyetler bulunuyor. Ancak çalışanların beklentisi olan güçlü sendikal sahiplenme çoğu zaman görünmüyor. Çalışanlar, kendilerini yalnız hissettiklerini açıkça dile getiriyor. Hatta daha üzücüsü bir sıkıntı yaşadıklarında sendikanın aidat ödeyen üyesi yerine; idare ile aram aman bozulmasın mantığıyla işverenden yana konumlandığını somut örnekleri ile dile getiriyorlar.
En temel sorunlardan biri de bordro meselesi:
Bugün birçok işçi kendi maaş bordrosuna ulaşmakta sorun yaşadığını ifade ediyor. “Bordromu görmek istiyorum” diyen çalışan, kimi zaman haftalarca cevap alamıyor. Oysa bordro, işçinin en temel hakkıdır. Hangi ödemenin yapıldığı, hangi kesintinin neden uygulandığı şeffaf biçimde görülebilmelidir. İşçiler ise bu konuda dahi yalnız bırakıldıklarını düşünüyor.
Sahadaki bir başka rahatsızlık ise sosyal medya üzerinden büyüyen kutuplaşma:
Bazı memurların ve hatta bazı memur sendikası yöneticilerinin işçilere yönelik küçümseyici ifadeler kullandığı yönündeki paylaşımlar uzun süredir tepki çekiyor. İşçiler, sosyal medya üzerinden yapılan hakaretlere karşı kendi yetkili işçi sendikalarının sessiz kalmasını kabullenemiyor. Çünkü çalışanlar, aidat ödedikleri yapının yalnızca toplu sözleşme dönemlerinde değil, üyeleri hedef alındığında da yanında olmasını bekliyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı işçileri bugün sadece maaş ve maddi haklar değil; adaletli ve insanî vardiya sistemi, şeffaf puantaj uygulaması, fazla mesai hakkı, mobbingsiz çalışma ortamı ve güçlü sendikal temsil ve defalarca dile getirilen haksızlıkların, sorunların, farklı uygulamaların çözümlenmesini talep ediyor.
Ve en önemlisi işçiler şu soruya cevap arıyor:
Sendikalar gerçekten işçinin yanında mı, yoksa sadece görünmesi gerektiğinde mi ortaya çıkıyor?
Subscribe to get the latest posts sent to your email.