Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın sosyal hizmet alanında önemli değişiklikler içeren yasa düzenlemesiyle birlikte, uzun süredir tartışma konusu olan yapay zekâ destekli kamera sistemi resmen mevzuata girdi.
2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’na eklenen yeni düzenleme ile özellikle yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında Merkezî İzleme Sistemine bağlı yazılım destekli kamera sistemlerinin kullanılması zorunlu hale getirildi. Söz konusu düzenleme, hizmet kalitesinin artırılması, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlarının doğru şekilde tespit edilmesi, suçların önlenmesi ve acil durumlara daha hızlı müdahale edilmesi amacıyla getirildi.
Yasa metninde yer alan ifadeler, kamuoyunda sıkça dile getirilen “erken risk tespiti” söylemini hukuki zemine oturtmuş durumda. Buna göre, sistem yalnızca görüntü kaydı yapan klasik bir kamera altyapısı değil; aynı zamanda elde edilen verileri analiz edebilen bir yazılım sistemi olarak tasarlanıyor. Bu da, uygulamanın teknik olarak yalnızca hizmet alan bireyleri değil, aynı ortamda bulunan çalışanları da kapsayan bir izleme alanı oluşturabileceği anlamına geliyor.
Ancak yeni düzenleme, bu izleme faaliyetini sınırsız bırakmıyor. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile uyumlu şekilde kaleme alınan hükme göre, elde edilen veriler eğer adli ya da idari bir soruşturmaya konu olmuyorsa en fazla iki yıl süreyle saklanabiliyor ve bu sürenin sonunda silinmesi gerekiyor. Ayrıca bu verilerin mahkeme kararı olmaksızın herhangi bir kişi ya da kurumla paylaşılması açık şekilde yasaklanmış durumda. Bununla birlikte, kamu hizmetlerinin geliştirilmesi amacıyla söz konusu verilerin ancak anonim hale getirilerek kullanılabileceği de hüküm altına alındı.
Bu çerçevede bakıldığında, düzenleme bir yandan devletin denetim kapasitesini artırırken diğer yandan veri güvenliği açısından belirli güvenceler de getiriyor.
Ancak tartışmanın odağında yer alan temel konu değişmiş değil: Bu sistem çalışanlar açısından ne ifade ediyor?
Uzmanlara göre, kamera sistemlerinin işyerlerinde kullanımı tek başına hukuka aykırı değil. İşverenin işin yürütümünü denetleme hakkı bulunduğu, iş hukukunun temel prensiplerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak bu hakkın sınırları bulunuyor. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20. maddesi özel hayatın gizliliğini güvence altına alırken, çalışanların da işyerinde belirli bir mahremiyet alanına sahip olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Tam da bu noktada, yapay zekâ destekli sistemlerin klasik kamera uygulamalarından ayrıldığı görülüyor. Çünkü bu sistemler yalnızca görüntü kaydetmekle kalmayıp, aynı zamanda davranış analizi yapabilme kapasitesine sahip. Bu durum teorik olarak, çalışanların ne kadar süre aktif olduğu, ne kadar süre hareketsiz kaldığı ya da belirli bir alandaki yoğunluğu gibi verilerin dolaylı biçimde analiz edilebilmesine imkân tanıyor.
Ancak kanun metninin dikkatli okunması, bu sistemin doğrudan bir “performans ölçüm aracı” olarak kurgulanmadığını gösteriyor. Düzenlemede açıkça hizmet kalitesi, güvenlik ve risk önleme amaçlarına yer verilirken, çalışan performansının izlenmesine yönelik herhangi bir hüküm bulunmuyor. Bu da, sistemin bu amaç dışında kullanılması halinde hukuki tartışmaların kaçınılmaz olacağını ortaya koyuyor.
Öte yandan, uygulamanın sahadaki yansımaları bu teorik sınırların ne kadar korunacağı sorusunu gündeme getiriyor. Özellikle çalışanlar arasında, “7/24 izlenme”, “yapay zekâ ile performans takibi” ve “dinlenme sürelerinin dahi analiz edilmesi” gibi endişeler dile getiriliyor. Bu tür uygulamaların sistematik hale gelmesi durumunda ise, iş hukukunda son yıllarda giderek daha fazla tartışılan “dijital mobbing” ya da “teknolojik baskı” kavramlarının gündeme gelmesi söz konusu olabiliyor.
Mevcut güvenlik kameralarıyla bile çalışan personele, bir çok kuruluş idarecisinin kameralardan bakıyoruz, izliyoruz gibi söylemler ile baskı kurduğu biliniyor. Hatta bakım personelleri ve diğer personeller için:
– Zaten hep oturuyorsunuz!
– Kameradan görüyoruz biz ne kadar çalıştığınızı,
gibi söylemlere devamlı maruz bırakılıyor. Hatta bazı kurum idarecileri hatta idari bina da çalışan memurlar bile şahsi telefonundan mesai dışında kameralara bağlandığı veya personele kendisi iş yerinde değilken bile, kameradan bakıp şunu böyle yapın veya yapmayın gibi söylediği ise bir gerçek.
Bu konuda adli bir süreç yürütülmediği sürece kamera erişiminin sadece bakanlık yetkili birimlerinde olması, yeni sistemin çalışan personel için bir tehdit unsuru olmasını engelleyecektir.
Sonuç olarak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yeni düzenlemesiyle birlikte sosyal hizmet kuruluşlarında daha ileri düzey bir denetim mekanizmasına geçildiği açık. Bu sistem, doğru uygulandığında hizmet alan bireylerin korunması ve olası risklerin önceden tespit edilmesi açısından önemli bir araç olabilir. Ancak aynı sistemin sınırları net çizilmediği ve uygulamada şeffaflık sağlanmadığı takdirde, çalışanlar açısından ciddi hak ihlalleri ve yeni tartışmalar doğurma potansiyeli de bulunuyor.
Yeni dönemde asıl belirleyici olacak unsur ise teknoloji değil, bu teknolojinin hangi sınırlar içinde ve nasıl kullanılacağı olacak.
Eklenen Yeni Kanun Metni:
k) “Merkezî İzleme Sistemi”; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı merkez teşkilatında kurulan, tüm sosyal hizmet kuruluşlarında bulunan yazılım destekli kamera sistemlerince yapılan yerel kayıtların eş zamanlı olarak aktarıldığı, kesintisiz çalışan, veri toplama, analiz, denetim ve disiplin süreçlerinde kullanılan altyapıyı,”
MADDE 9- 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.
“EK MADDE 12- Yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında sunulan hizmetlerin kalite ve verimliliğinin artırılması, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlarının tespit edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve acil durumlarda erken müdahalenin sağlanması amacıyla Merkezî İzleme Sistemine bağlı yazılım destekli kamera sistemlerinden yararlanılır.
Birinci fıkra çerçevesinde elde edilecek kişisel veriler adli veya idari soruşturmaya esas teşkil etmemesi hâlinde 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve ilgili mevzuatında gösterilen usul çerçevesinde kayıt tarihinden iki yıl geçtikten sonra silinir. Bu veriler mahkeme kararı olmaksızın hiçbir kurum, kuruluş veya kişi ile paylaşılamaz. Ancak kamu hizmetlerinin kalite ve verimliliğinin artırılması ile plan ve politika geliştirilebilmesi amacıyla bu verilerden anonim hâle getirilmek suretiyle yararlanılabilir.”
İlgili Haber:
Subscribe to get the latest posts sent to your email.