Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı kuruluşlarda çalışan bakım personeli, yalnızca bir kamu görevini yerine getirmiyor. Korunmaya, desteğe ve sürekli bakıma ihtiyaç duyan insanların hayatına doğrudan dokunuyor.
Engellilerin, yaşlıların, çocukların ve farklı nedenlerle kurumsal bakıma ihtiyaç duyan bireylerin günlük yaşamlarını sürdürebilmeleri büyük ölçüde bu personelin emeğine bağlıdır. Beslenmeden kişisel temizliğe, giyinmeden hareket desteğine, gece kontrolünden kriz anlarına kadar bakım hizmetinin hemen her aşamasında insan hayatına ilişkin ağır bir sorumluluk bulunuyor.
Bu nedenle bakım işi sıradan bir hizmet değildir. Büyük bir dikkat, sabır, vicdan, fiziksel dayanıklılık ve duygusal güç gerektirir. En küçük ihmalin bile ciddi sonuçlara yol açabileceği bir alanda çalışan bakım personeli, gün boyunca yalnız bedeniyle değil, zihni ve duygularıyla da yorulur.
Ancak böylesine önemli ve yıpratıcı bir görevi yerine getiren personel, bugün kendi işini sağlıklı biçimde yapmasını engelleyen ağır bir çalışma düzeninin altında eziliyor.
Bakım çalışanlarının asli görevi, hizmet alan bireyin bakımını ve günlük yaşam desteğini sağlamaktır. Fakat birçok kuruluşta bakım personelinin görev sınırlarının giderek belirsizleştirildiği yönünde ciddi şikâyetler bulunuyor.
Personel kimi zaman temizlik görevlisinin, kimi zaman güvenlik personelinin, kimi zaman da sağlık çalışanının yapması gereken işlere yönlendiriliyor. Personel eksikliğinin oluşturduğu boşluk, bakım çalışanları kullanılarak kapatılmaya çalışılıyor.
Oda, koridor, tuvalet ve ortak alan temizliği bakım personeline yüklenebiliyor. Giriş-çıkış kontrolü, kapı nöbeti ve güvenliği ilgilendiren sorumluluklar bakım çalışanından istenebiliyor. Sağlık personelinin değerlendirmesi ve takibi altında yürütülmesi gereken bazı uygulamalar da “Nasıl olsa bakım personeli var” anlayışıyla bu çalışanların üzerine bırakılabiliyor.
Böylece bakım çalışanı, kendi görevini yapan bir meslek personeli olmaktan çıkarılıp kurumdaki bütün eksiklikleri kapatması beklenen “her işe koşan personel” hâline getiriliyor.
Oysa bakım personeli temizlik görevlisi değildir. Güvenlik personeli değildir. Hemşire veya sağlık personeli de değildir. Her hizmet alanının ayrı bir uzmanlığı, sorumluluğu ve hukuki sınırı vardır.
Bir kurumdaki personel açığını bakım çalışanına üç kişinin işini yaptırarak kapatmak çözüm değildir. Bu, yalnızca emek sömürüsünü görünmez hâle getirmektir.
Bakım personeline görev tanımı dışında sürekli yeni işler verildiğinde yalnız çalışan zarar görmüyor; hizmet alan bireylerin bakım kalitesi de düşüyor.
Bir çalışan aynı vardiyada kişisel bakım, beslenme, alt değiştirme, yatak düzenleme, hareket desteği, refakat, oda temizliği, ortak alan kontrolü, evrak takibi ve başka birimlerin işlerini yapmak zorunda bırakılıyorsa bu işlerin tamamını aynı dikkatle yapması nasıl beklenebilir?
Bakım işi aceleye getirilemez. Özellikle ağır engelli, yatağa bağımlı, davranışsal sorunları bulunan veya sürekli gözetim gerektiren bireylerle çalışmak ciddi zaman ve dikkat ister.
Fakat bir bakım personeline kapasitesinin üzerinde kişi ve görev yüklendiğinde çalışma düzeni sürekli bir yetişme telaşına dönüşür. Çalışan bir işi bitirmeden diğerine koşar. Dinlenme fırsatı bulamaz. Hizmet alan bireye yeterli zaman ayıramaz.
Buna rağmen herhangi bir sorun çıktığında personel eksikliği veya görev karmaşası sorgulanmak yerine çoğu zaman ilk hesap bakım çalışanından sorulur.
İdare görev verirken bakım personelini her işe yetişebilecek sınırsız bir insan kaynağı gibi görüyor; sorumluluk doğduğunda ise bütün yükü aynı çalışanın üzerine bırakıyorsa burada adil bir yönetimden söz edilemez.
Bakım hizmetinin yıpratıcılığı yalnızca bedensel değildir.
Yatağa bağımlı bir bireyi kaldırmak, taşımak, çevirmek ve kişisel bakımını yapmak fiziksel güç gerektirir. Bu nedenle bakım çalışanlarında bel, boyun, omuz ve eklem rahatsızlıkları önemli bir mesleki risk hâline gelir.
Ancak işin görünmeyen bir başka tarafı daha vardır: Duygusal yük.
Bakım personeli acıya, yalnızlığa, hastalığa, engelliliğin ağır sonuçlarına ve zaman zaman ölüme yakından tanıklık eder. Kendini ifade edemeyen bireylerin ihtiyaçlarını anlamaya, öfke ve kriz anlarını yönetmeye çalışır. Hizmet alan kişinin ailesinin beklentisiyle kurumun imkânları arasında kalabilir.
Gece vardiyaları, uyku düzeninin bozulması, sürekli dikkat hâli ve meydana gelebilecek bir olayın sorumluluğu çalışanı zihinsel olarak tüketir.
Bu kadar ağır bir işin üzerine temizlik, güvenlik, taşıma, evrak ve sağlık hizmetlerine ilişkin sorumluluklar da eklendiğinde çalışma hayatı sürdürülebilir olmaktan çıkar.
Bakım personelinden sürekli fedakârlık isteniyor. Fakat aynı fedakârlığın kurum yönetimlerinden gösterildiğini söylemek her zaman mümkün olmuyor.
Görev tanımı dışında verilen işe itiraz eden çalışan, kimi kuruluşlarda “İş seçiyor”, “Amirinin talimatına uymuyor” veya “Kurum düzenini bozuyor” şeklinde suçlanabiliyor.
Personelin haklı itirazı, hizmetin doğru yürütülmesine ilişkin bir uyarı olarak görülmek yerine itaatsizlik gibi değerlendirilebiliyor. Yazılı emir talep eden, sorumluluğun kime ait olduğunu soran veya sağlık açısından riskli bir uygulamaya itiraz eden çalışan üzerinde baskı kurulabiliyor.
“Burada herkes her işi yapar” anlayışı, iş birliği değildir. İş birliği, olağanüstü ve geçici durumlarda personelin birbirine destek olmasıdır. Personel eksikliğini yıllarca bakım çalışanlarının üzerine yıkmak ise sistematik görev aşımıdır.
Bir çalışan, görev tanımında bulunmayan ve yeterli eğitim almadığı bir işi yapmaya zorlandığında hem kendisi hem hizmet alan kişi risk altına girer. Özellikle sağlık ve güvenlik alanındaki yanlış bir uygulama ciddi ve geri döndürülemez sonuçlar doğurabilir.
Talimatı veren yönetici sorumluluktan uzak dururken uygulamayı yapan bakım personelinin yalnız bırakılması kabul edilemez.
Bakım çalışanlarını tüketen en önemli sorunlardan biri de yönetimin tutanak ve disiplin süreçlerini bir yönetim aracı hâline getirmesidir.
Bir sorun yaşandığında önce personeli dinlemek, çalışma koşullarını incelemek, vardiyadaki kişi sayısına ve iş yüküne bakmak gerekir. Ancak kimi idareciler çözüm üretmek yerine tutanak tutmayı tercih ediyor.
Tutanak üzerine tutanak, savunma üzerine savunma isteniyor. Muhakkik görevlendirmeleri ve disiplin soruşturmaları çalışanlar üzerinde sürekli bir tehdit gibi dolaşıyor.
Elbette gerçek bir ihmal veya görev kusuru varsa incelenmelidir. Hizmet alan bireylerin haklarını korumak devletin ve kurumların temel görevidir. Fakat disiplin sistemi adaleti sağlamak için vardır; personeli korkutmak, susturmak veya yönetim hatalarını çalışanların üzerine yıkmak için değil.
Her itirazı disiplin konusu yapmak, her aksaklıkta bakım personeline tutanak tutmak ve her eleştiriyi kuruma karşı gelmek gibi değerlendirmek çalışanı kuruma bağlamaz. Tam tersine, kurum aidiyetini yok eder.
Sürekli savunma yazan bir personelden kendisini güvende hissetmesi beklenemez. Her vardiyaya “Bugün hakkımda ne tutanak tutulacak?” kaygısıyla başlayan çalışan, bütün enerjisini hizmet alan bireye veremez.
Korkuyla yönetilen yerde aidiyet değil, sessizlik oluşur. Sessizlik ise sorunların çözüldüğünü değil, çalışanların konuşmaktan vazgeçtiğini gösterir.
İyi yönetici yalnızca talimat veren kişi değildir. Personelinin çalışma koşullarını bilen, iş yükünü adil dağıtan, sorunları üst makamlara taşıyan ve çalışanını haksızlık karşısında koruyan kişidir.
Personel açığını gizleyen, her boşluğu bakım çalışanıyla dolduran ve sonra yaşanan aksaklıkların sorumluluğunu yine bakım çalışanına yükleyen bir yönetim anlayışı kurumu çıkmaza sürükler.
Çalışanın üstüne bağırmak, sürekli tutanak tutmak veya soruşturma tehdidinde bulunmak yöneticilik değildir. Bunlar yönetme kapasitesinin yerini baskının aldığını gösterir.
Bakım personelinin moralini bozarak, emeğini değersizleştirerek ve her itirazını cezalandırarak kaliteli bakım hizmeti üretilemez.
Kurumun en ağır yükünü taşıyan çalışanlar kendisini sahipsiz hissediyorsa tabelada yazan değerlerin hiçbir anlamı kalmaz.
Kurum aidiyeti, personele “Burası sizin kurumunuz” demekle oluşmaz. Çalışanın kurumuna bağlanabilmesi için adalet, güven ve değer görmesi gerekir.
Personel görev tanımına uygun çalıştırılmıyorsa, dinlenme hakkına ulaşamıyorsa, sürekli farklı birimlerin işini yapmak zorunda kalıyorsa ve en küçük itirazında disiplin tehdidiyle karşılaşıyorsa o çalışandan aidiyet beklenemez.
Aidiyeti sıfırlayan çalışanlar değil, baskıcı yönetim anlayışıdır.
Her sorunda tutanak tutan, personel arasında ayrım yapan, emir verirken sorumluluk almayan ve çalışanını dinlemeyen idareciler kuruma en büyük zararı verir. Çünkü çalışan bir süre sonra yalnız yöneticiye değil, kurumun tamamına yabancılaşır.
Önce hevesini kaybeder. Sonra yalnızca zorunlu olanı yapmaya başlar. En sonunda tayin, görev değişikliği, uzun süreli rapor veya istifa yollarını arar.
Kurumsal tecrübe böyle kaybedilir. Yıllarını bakım hizmetine vermiş deneyimli çalışanların yerini sürekli yeni ve tecrübesiz personel alır. Bunun bedelini yalnız çalışanlar değil, bakım hizmeti alan insanlar da öder.
Bakım personelinin sorunları yeni tutanaklarla veya daha sert talimatlarla çözülemez.
Öncelikle bakım çalışanlarının görev tanımları açık, ayrıntılı ve tartışmaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir. Temizlik, güvenlik ve sağlık hizmetlerine ilişkin işler, bu alanlarda istihdam edilen personele yaptırılmalıdır.
Personel eksikliği varsa yeterli sayıda çalışan alınmalıdır. Bir kişinin üç kişinin işini yapması normal çalışma düzeni olarak kabul edilmemelidir.
Vardiyalarda hizmet alan kişi sayısı, bireylerin bakım ihtiyacı ve personelin fiziksel kapasitesi dikkate alınmalıdır. Ağır ve riskli durumlarda tek personelle çalışma uygulamasından vazgeçilmelidir.
Bakım çalışanlarına mesleki risklere uygun eğitim, psikolojik destek, düzenli dinlenme ve yıpranmayı azaltacak özlük hakları sağlanmalıdır.
Disiplin süreçleri bağımsız, tarafsız ve ölçülü yürütülmelidir. Muhakkik görevlendirmelerinde tarafsızlık gözetilmeli; yalnız sonuca değil, personel sayısına, görev dağılımına, vardiya koşullarına ve idarenin sorumluluğuna da bakılmalıdır.
Yöneticiler, çalışan üzerinde baskı kurmalarına göre değil; personel memnuniyeti, iş yükü dağılımı, hizmet kalitesi ve sorun çözme becerileri üzerinden değerlendirilmelidir.
En önemlisi de personelin korkmadan konuşabileceği gerçek bir başvuru ve itiraz mekanizması kurulmalıdır.
Bakım personeli kurumların görünmeyen omurgasıdır. Onların emeği olmadan en güzel binaların, yönetmeliklerin ve faaliyet raporlarının bir anlamı yoktur.
Bir kurumun kalitesi yalnız yöneticilerin hazırladığı raporlarla değil, hizmet alan bireyin gördüğü bakım ve o bakımı sağlayan personelin çalışma şartlarıyla ölçülür.
Bakım çalışanını temizlikçi, güvenlik görevlisi, sağlık personeli, hamal ve evrak görevlisi gibi kullanıp ardından bir aksaklık yaşandığında önüne tutanak koymak kabul edilemez.
İnsan hayatına dokunan bu çalışanların emeği değersizleştirilemez. Onlara sürekli fedakârlık dayatılamaz. Kurumdaki bütün personel açıklarının bedeli bakım çalışanlarına ödetilemez.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının öncelikle kendi çalışanına “aile” ve “sosyal hizmet” anlayışıyla yaklaşması gerekir.
Kendi personelini korumayan, dinlemeyen ve tükenmişliğe sürükleyen bir sistemin başkasına sağlıklı bakım sunması mümkün değildir.
Bakım personeli tükenirse yalnız çalışan kaybedilmez. Hizmet alan insanın güvenliği, huzuru ve bakım hakkı da tehlikeye girer.
Artık bakım çalışanlarına daha fazla iş, daha fazla baskı ve daha fazla tutanak değil; açık görev tanımı, yeterli personel, adil yönetim ve insanca çalışma şartları verilmelidir.
Subscribe to get the latest posts sent to your email.